Sevgilinin Soğuk Elleri’, 2024 Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülen Güney Koreli yazar Han Kang’ın edebiyat evreninin güçlü bir parçası. Kayıp bir heykeltraşın izini süren ve güzellik dayatması üzerine kafa yoran romanda Hang, Kore tarihiyle de
yüzleşiyor.
Eray AK/Kitap Sanat
2024 Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülen Güney Koreli yazar Han Kang’ı Türkçede 2016’da yayımlanan ‘Vejetaryen’ ile tanıdık. O günden bu yana ise popüler tarafta da baskınlığını iyiden iyiye artıran Kore kültürünün iyi edebiyattaki yansıması oldu bizim için. Kang, tüm dünyada olduğu gibi Türkçede de ses getirdi bu romanıyla. Ardından ise diğer romanları peşi sıra Türkçeyle buluştu: ‘Beyaz Kitap’, ‘Çocuk Geliyor’ ve ‘Veda Etmiyorum’. Türkçede yayımlanan bu dört romanı bağlamında bir Han Kang edebiyatından söz edeceksek eğer, okurunu hem duygusal hem de entelektüel olarak derinliklerde dolaştıran bir yazarın portresinden de bahsetmemiz gerekecek. Özgün ve çarpıcı üslubuyla insan bedeninin, acının, şiddetin
ve özgürlüğün karmaşık ilişkilerini irdelerken, bireyin içsel dünyasıyla toplum arasındaki çatışmaları da gözler önüne serer Kang. Yalın ama bir o kadar şiirsel bir dil kullanarak okuyucunun konfor alanını zorlar; rahatsız edici detaylar ve sembolik anlatımlarla insan doğasının karanlık yönlerini açığa çıkarır. Bu yönüyle, hem bireysel hem de toplumsal travmaları, acıyı ve dönüşümü irdeleyen bir yazar Kang.
Han Kang’ın Türkçedeki yeni romanı ise yakın zaman önce okur karşısına çıktı: ‘Sevgilinin Soğuk Elleri’. Kang’ın bu romanı için diğer dört romanıyla beraber kurduğu evrenin güçlü bir parçası diyebiliriz. Kitabın Korecede 2002’de yayımlandığını düşünürsek,
Kang evreninin erken dönem eserlerinden biriyle karşı karşıya olduğumuzu söylemek gerek. ‘Sevgilinin Soğuk Elleri’, kesinlikle Kang’ın edebiyat zincirinin oluşturucu bir parçası. Tema ve üslup açısından bu dünyanın bizim tanıdığımız bir ülkesi. Özellikle
kadınlar üzerinde kurulan ve gözümüzün önünde olup da farkına dahi varılmayan tahakküm meselelerin peşinde gezmeyi hep sevmiştir Kang. İşte bunun ilk işaretleri.
‘Sevgilinin Soğuk Elleri’ de tam olarak böyle bir düzlem üzerine kuruyor hikâyesini. Güzellik dayatması, güzelin ne olduğu, güzelin nasıl görüldüğü, neyin güzel olduğu yazarın peşinde dolaştığı sorular olarak dikkat çekiyor. Takıntılı bir gençlik algısı ise bu ‘güzel’ sorularının peşinden yazarın, okurun gözleri önüne sermek istediği çerçeveyi tamamlayan bir problem olarak masaya yatırılıyor. Kang, tutku ve kırılganlık arasındaki ince çizgiyi odaklanıyor. Yazarın ele aldığı kavramların karakterler üzerinden kişisel sınavlar, içsel çatışmalar ve toplumsal beklentilerle nasıl iç içe geçtiğini gözler önüne seriyor.
Hikâyenin fitili ise romanın kahramanı ve anlatıcısı H’ye gelen bir telefonla ateşleniyor. “Yazar H’ye bir gün tuhaf bir telefon geliyor. Daha önce sadece bir kez gördüğü heykeltıraş Cang Unhyong, aniden sırra
kadem basmış, bulunamıyor. Ondan geriye yalnızca tutkuyla yaptığı alçı heykeller ve maskelerle çevrili dünyadan aldığı yaraları anlatan günlüğü kalmış.” Cang’ın kardeşi H’ye bu günlüğü bir şekilde ulaştırır. H ise bunu okuyup okumamak arasında kalmıştır. Bir yazı yorgunluğunun ardından bu günlüğe hiç eli gitmese de merakına yenik düşer ve eline aldığı günlükle bir heykeltıraşın dünyasına kendiyle birlikte okurlarını da çeker. Kayıp heykeltıraşın yazdıklarını okurken aslında geçmişin, unutulanların ve kaybedilenlerin de peşine düşmüş oluruz.
Kang’ın yazdıkları kendi ülkesinin tarihinden ve topraklarından ayrı düşünülemez. Her ne kadar Kang artık evrensel bir yazar olsa da bu evrenselliğini kendi köklerini sıkı bir şekilde sarmalasından yakalıyor. Dolayısıyla her yazdığında Kore’nin geçmişinden bugününe uzanan bir koridor da açar. ‘Sevgilinin Soğuk Elleri’ de bu bağlamda okuruna yönelttiği sorular kadar Kore tarihine dair açtığı parantezlerle dikkat çekiyor. Romanın sayfaları arasında dolaşırken bir yandan Kore tarihiyle yüzleşirken öte yandan şiirsel, akıl ve duygu yüklü,
temiz ve keskin bir dille dünya okurlarına evrensel bir çağrı yapıyor.
‘Sevgilinin Soğuk Elleri’, Han Kang’ın edebiyat evreninin önemli bir halkası. Bugüne kadar romanlarıyla öne sürdüğü kavramların farklı bir yüzünü görüyoruz burada; bir anlamda Kang hikâyesinin başlangıcını, Kang’ın çağdaş edebiyatta açtığı kendine has yerin ilk adımlarını.