8.3 C
New York kenti
Perşembe, Nisan 3, 2025

Buy now

Zihin büken bir kimlik yolculuğu

Oscar ödüllü ‘Parazit’in yönetmeni tarafından sinemaya uyarlanan Edward Ashton’ın ‘Mickey 7’si, düşündürücü bilim kurgu konseptlerini, absürt ilişki dramını ve egzotik beden korkusunu özgün şekilde harmanlayarak okurunu avcunun içine alıyor.

Hülya Avtan/KitapSanat

İnsanlığın yıldızlararası yüksek riskli görevlerle Dünya’yı terk edip çoktan diğer gezegenleri kolonize etmeye başladığı bir gelecek düşünün. Bu görevlerde hata payı neredeyse sıfır. Mürettebatın büyük kısmı, alanlarında mutlak uzman kişiler ve görev bilinciyle kuşanmışlar. İnsanlığın geleceği için ‘düşmanlarla çevrili’ biyosferleri keşfetmeye ve yaşanmaz atmosferleri ‘dünyalaştırmaya’ adan-
mışlar. Eski dünyamız mı? Oradan 600 yıldır haber yok. Edward Ashton’ın kaleme aldığı ve İthaki yayınları tarafından, Burcu
Denizci çevirisiyle yayınlanan ‘Mickey 7’ böyle bir zamanda geçiyor. Mickey ve diğer koloniciler üçüncü nesil bir koloni dünyası olan Midgard’dan yola çıkıyorlar. Oysa Midgard mevsimlerin harmoni içinde ilerlediği, doğası yeşil ve demokrasiyle yönetilen ideal denebilecek bir yaşam alanı. Ancak iflah olmaz insanlık için bunlar yeterli değil. Mickey7, yani tam adıyla Mickey Barnes’in 7. versiyonu bu hikâyenin ana karakteri.

KARANLIK AMA EĞLENCELİ BİR HATALAR ZİNCİRİ

Mickey bir ‘harcanabilir’. En az ismi kadar kötü bu iş pozisyonuna Midgard’daki borçlarından kurtulabilmek için başvurduğunda ondan başka aday olmaması işin ne denli kötü olduğuna dair yeterince açık bir işaret. Mickey’nin önceki altı versiyonu insanlığı ileri götürebilmek için yürütülen bilimsel araştırmalarda yaptığı hatalar neticesinde ölmüş. Ancak her seferinde kopyalanarak yola devam etmiş.

Oscar ödüllü ‘Parazit’in yönetmeni Bong Joon Ho da Mickey’nin ölümlerini ‘eğlenceli’ bulmuş olacak ki bunlara 10 tane daha ekleyerek Mickey 17 ile salonlara döndü. Zira Mickey 7 ele aldığı konunun ağırlığına rağmen tempolu ve şen bir kitap. Ashton, felsefi düşünceleri ve mizahı bir araya getirerek, düz bir bilim kurgu anlatısı olabilecek hikâyeyi, iç içe geçmiş detaylarla zenginleştiriyor. Savaş pilotu Nasha, hem zeki hem atletik ancak güvenilmez Berto gibi keyifli yan karakterler ve Mickey’nin ‘hayatın zorluklarıyla mücadele eden’ havası kitapla bağ kurmayı kolaylaştırıyor.

COŞKULU BİR BİLİM KURGU
İşlerin sarpa sarması ölü olarak rapor edilen Mickey7’nin hayatta kalması ancak o dönene dek Mickey8’in çoktan tanktan çıkmasıyla başlıyor. Nihayetinde üç saatlik eğitimin bir milyon yıllık hayatta kalma içgüdüsünü mağlup etme ihtimali kolay değil. Ancak birden fazla Mickey’nin aynı anda var olması yasak ve yakalanırlarsa ikisinden en az biri biyo-dönüştürücüye atılacak. Yani mürettebata yemek olacak, çünkü sınırlı kaynaklar içinde israf söz konusu değil. Bu ekstra hayatlar kaosuna romantizm de eklenince coşkulu bir bilim kurgu macerası kaçınılmaz oluyor.

Kitap, sık sık Theseus’un Gemisi paradoksuna atıfta bulunuyor; zamanla tüm tahtaları ve malzemeleri değiştirilen gemi, sonunda orijinal halinden tamamen farklı olsa da hâlâ aynı gemi sayılır mı? Bu soru, Mickey’nin varoluşunun temelinde yatıyor. Her ölüşünde, bir sonraki Mickey tıpatıp aynı anılara, kişiliğe ve düşüncelere sahip olarak dönüyor. Peki ama bu onu gerçekten aynı kişi mi yapıyor? Yoksa her yeni Mickey, sadece orijinalinin bir kopyası mı? Ashton, bu felsefi soruyu Mickey’nin hikâyesi boyunca ustaca işliyor ve okuyucuyu,
kimlik ve bilinç üzerine düşünmeye zorluyor. Nihayetinde kitap, düşündürücü bilim kurgu konseptlerini, absürt ilişki dramını ve egzotik beden korkusunu özgün şekilde harmanlayarak okurunu avcunun içine alıyor.

SON GİRİLEN İÇERİKLER