7 C
New York kenti
Perşembe, Nisan 3, 2025

Buy now

Kedi şimdi ne düşünüyor?

Türkiye’de çok sevilen Jean-Louis Fournier, yeni kitabı ‘Ne Düşünüyorsun?’da ‘bir konuşmaları eksik’ dediğimiz hayvanların zihinlerinden geçenleri ve insanlar hakkında neler düşündüklerini mizahi bir dille anlatıyor.  İnsanın bozma/ bozgun tarihine ‘hayvanca’ dalışlar denemesi.

Ömer Erdem/KitapSanat

‘Ne düşünüyorsun?’ diye sormak art arda birkaç anlamı peşinde sürükler. İlkin, muhatabının herhangi bir konudaki görüşünü öğrenmek için sorulur bu soru. Sonra, cevap alamadığında soru, sorguya evrilir; saklı bir ‘hâlâ’ imiyle ‘neden karar veremiyorsun?’ anlamına dönüşür. Bir adım daha gidildiğinde ise düşünmenin beyhudeliğine açılır.

Jean-Louis Fournier, insanın düşünmesinin artık faydasız olduğuna inanır gibidir. Bu nedenle, insanı tanımlarken sıklıkla kullanılan ‘düşünen hayvan’ nitelemesini geri çeker ve bu vasfı hayvanlara aktarır. Doğu’da ve Batı’da asırlardır ‘Kelile ve Dimne’, ‘Ezop Masalları’, ‘La Fontaine Hikayeleri’ gibi eserlerde hayvanlar, bir anlatım ve anlatıcı yöntemi olarak kullanılmıştır. Hatta masallar ve destanlar, hayvan figürleri olmadan çıplak kalacak gibidir.

‘Binbir Gece Masalları’ndaki hayvanlar ile ‘Don Kişot’un Rosinante’si ya da Hz. Ali’nin Düldül’ü farklı karakterlere sahiptir. Burak’a kadar uzandığımızda, W. Blake’in kaplan için söylediği ‘kuzuyu yaratan mı yarattı seni de’ imlemesini unutmamak gerekir. Velhasıl, hayvanlara bel bağlamak, onlarla anlam kurmak yeni bir olgu değildir.

J.-L. Fournier, hayvanlar için sıklıkla kullanılan ‘bir konuşmalıkları eksik’ nitelemesini devralarak, bunun aslında yazıda mümkün olduğunu göstermek ister. Bir bakıma, insanın da konuşması yazıyladır, özellikle düşünce söz konusu olduğunda. Ancak insan, ‘düşünme’ hakkını kötüye kullanmış; hem kendisinin hem de tabiatın dengesini bozmuştur. ‘Ne düşünüyorsun?’ sorusu bu bakımdan, insanın bozgunculuk tarihine ‘hayvanca’ dalışlar denemesi olarak da okunabilir. ‘Dünya tehlike altında bir başyapıta dönüşmüşse’ eğer, artık vıraklamaların, melemelerin, böğürmelerin, kuğurmaların, havlamaların ve ötüşlerin zaviyesinden bakmanın vaktidir.

Yazar, balık, istiridye, zürafa, aslan, kaplan ve televizyon bağımlısı akvaryum balığına söz verir. Eşek konuşmaya başladığında ise, ‘Ne yazık ki Antik Çağ’dan beri sırtımızdan yükü, karnımızdan sopayı eksik etmeyen ve sayıları o çocuklardan hayli fazla insanları düşünüyorum’ diyerek dert yanar, bir çocuğun uzattığı havucu kütürtederek yerken.

Sokak kedisi, alaycı kuş, tombul güvercin, şaşırmış keklik, ‘Mantıku’t-Tayr’daki Hüthüt gibi hikâyeci olmasalar bile ‘konuşurlar’. Fournier, köpeğe sıra gelince mitolojiye göz kıpar; Ulysse ve Penelope’yi anar. Artdeco (bilinen ilk kuş Arc’teryx), ‘insanların rakamları harflere yeğlemesini’ şakır. Onu, kurnaz karga ve üstün zekalı ahtapot takip eder.

Jean-Louis Fournier, klasik anlatılarda görüldüğü gibi, kedisi Artdeco’yu sıklıkla ve kısa vuruşlarla devreye sokar. Hem bir dengeleyici akıl hem de uyarıcı bir ses işlevi görür. Karıncaya elle şiir yazdırması, tavus kuşunun ‘Kendime bakınca Tanrı’yı düşünüyorum’ demesi, maymunun sanatsever, piliçin ise endüstriyel bir nesneye dönüşmesi boşa değildir. Kırlangıç ile göçmenler arasında kurulan bağ da ayrıca anlamlıdır.

Ve nihayet söz, papağana gelir. Fournier, başta sorduğu çok anlamlı ve kaygan ‘Ne düşünüyorsun?’ sorusunu tam 32 kez ve her seferinde farklı bir imayla yükleyerek tekrar eder. Ardından da uçup gider. İnsan dilerse geri dönüp papağanın dilini sonsuza dek devralabilir. Zaten yaşayıp durduğu da tekrarın papağanlığı değil midir?

SON GİRİLEN İÇERİKLER