10.7 C
New York kenti
Perşembe, Nisan 3, 2025

Buy now

Korkunun politikası

Robert Peckham, ‘Korku: Alternatif Dünya Tarihi’ kitabında tarih yazımında korkuyu ayrıcalıklı bir yere koyup koyamayacağımızı sorguluyor. Korkunun özgürlüğü kısıtlayıcı değil, onu destekleyen bir olgu olduğu düşüncesinden yola çıkan Peckham’ın tezi, korkunun bizi değişim talep etmeye yönlendireceği yönünde.

Ezgi Alkan/KitapSanat

Yaşamın karmaşıklığını şiirsel bir dille anlatan ‘Damn.’ albümüyle 2018 Pulitzer’ine değer bulunan Kendrick Lamar en çok yaratıcılığını, gurur uğruna sadakat duygusunu kaybetmekten, tevazuyu yitirmekten, sevgisiz bir dünyada yaşamaktan korkuyor. Bireysel gibi görünse de politik yansımaları var tümünün. Kimlik ve toplumsal aidiyet, kültürel hegemonya, ekonomik istikrarsızlık gibi etkisi kitlesel olguların, bireyin yaşamını manipüle etmesi kolaylaşıyor.
Robert Peckham, ‘Korku: Alternatif Dünya Tarihi’ kitabında tam da bu noktadan yola çıkarak, tarih yazımında korkuyu ayrıcalıklı bir yere koyup koyamayacağımızı sorguluyor. Hong Kong Üniversitesi Tarih bölümünde profesör olarak çalıştığı sırada, Pekin’deki muhalif gösterileri biber gazı, plastik mermi ve tazyikli su kullanarak bastırmaya çalışan hükümetin en büyük silahı, tam zamanında yardıma gelen Covid-19 pandemisiyle tüm şehri saran korku bulutu oluyor. Şiddetin doruğa çıktığı günlerden kalan eleştirel sloganlar, pop-art görseller ve graffitiler tüm şehri kaplamıştı. Peckham, bunlardan en çok ‘Korkmama Özgürlüğü’ duvar yazısından etkilendiğini söylüyor. Bu slogan aynı zamanda Amerikalı ressam Norman Rockwell’in ifade özgürlüğü,ibadet etme, yoksul olmama ve korkmama hakkını anlattığı tablosunun adı.
Tablodaki babanın tuttuğu gazetede şu manşet var: Bombalamalar Can Alıyor, Dehşet Kol Geziyor. Bu analojiden etkilenen yazar, korkunun tarih boyunca nelerin farklı yaşanmasına neden olduğunu incelemeye karar veriyor ve korkunun, alışık olduğumuz şekilde özgürlüğü kısıtlayıcı değil, özgürlüğü destekleyen bir olgu olduğunu keşfediyor.
Peckham’ın asıl tezi, korkunun bizi değişim talep etmeye, bu talebi ifade etme eylemine yönlendireceği, ifadenin ise her şekilde bir değişim potansiyeli taşıdığı. Kitabın kurgusunu da bu bağlamda oluşturup her bölümde farklı bir korku türüne, farklı tarihsel olgularla odaklanıyor. Doğal afetler, salgın hastalıklar, devrimler, teknolojik devinimler, finansal çöküşler, savaşlar ve diktatörlüklerin korkuyla bağını inceliyor.
Bu işe girişmenin gerekliliğini ise şöyle açıklıyor: “Bize korkunun demokratik sistemlerin karşıtı olduğunu düşünmemiz öğretildi; baskıcı devletin vatandaşlarını zapt etmek için terörü kullandığı korku bağımlısı otokrasilerin aksine, demokrasilerin bizi hayatlarımıza yönelik zorlayıcı ihlallerden koruduğu söylendi. Bu, kitabın ikinci iddiasıdır: Modern hak ve özgürlüklerin, korkunun siyasi hayattan çıkarılmasıyla kazanıldığını varsaymak bir hatadır. Aksine, bu kitapta göreceğiniz gibi, devlet destekli korku sadece modern özgürlüğün yükselişinde değil, aynı zamanda onun üzerine inşa edildiği ekonomik düzenin ortaya çıkışında da önemli bir rol oynamıştır.”
Günümüzde sıkça kullandığımız ‘korku imparatorluğu’ ifadesini bu düzlemde, hem de Türkiye’de yeniden düşünmek ilginç görünüyor. Ki Peckham da hissettiğimiz şeyin gerçekten korku mu yoksa panik-dehşet-histeri türünden manipülasyon mu olduğunu okurla birlikte görmeyi vaat ediyor. Bugün alternatif bir dünya tarihi yazmanın, yarını değişmekte işimize yarayacağını savunuyor.

SON GİRİLEN İÇERİKLER