10.7 C
New York kenti
Perşembe, Nisan 3, 2025

Buy now

Ömer Uluç enerjisi

Hareket ve enerji saçan, kimselere benzemeyen tarzıyla Türk çağdaş sanat tarihinde özel yeri bulunan Ömer Uluç, vefatından 15 yıl sonra şimdiye kadarki en büyük müze sergisiyle İstanbul Modern’e konuk oluyor. ‘Ufuk Çizgisinden Öteye’ başlıklı sergide Uluç’un 300’ü aşkın eseri yer alıyor.

İmzası haline gelen yoğun sarmallarıyla hareket ve enerji saçan bir sanatçı Ömer Uluç. Daha doğrusu bir mühendis sanatçı o. İlkin Robert Koleji’nde (bugünkü Boğaziçi) mühendislik okur ama Eşref Üren, Nuri İyem gibi ustalardan resim dersleri almayı da ihmal etmez. Texas’taki Austin Üniversitesi’nde mühendislik yüksek lisansını tamamlar ve mühendis olarak yıllarca Birleşmiş Milletler’de, çeşitli bakanlıklarda görev yapar.
1950’li yıllardan itibaren aktif biçimde sanatın içinde yer alan Ömer Uluç, ‘Tavanarası Ressamları’ arasına katılır, soyut sanatı takip eden işler üretir. Sanatındaki kırılma anını
temsil eden yoğun sarmallara geçişini şöyle anlatır Uluç: “Londra’da bir gün 60’lı yıllarda, o günün sanatı ile karşılaştığımda, yaptığım işlerde soyutun jestüel, romantik, lekeci olduğunu düşündüm ve ciddi bir depresyondu bu benim için, ‘Ben ne yapıyorum!’ diye. Bir otelde, kocaman kâğıtlara kendi adımı yazmaya başladım, ‘O’. Yuvarlak form yavaş yavaş bir desene, bir harekete, bir olaya dönüştü. Bir an her şey silindi. Sonra baktığımda orada yaptığım iş, resmimdeki uçuşan formların artık sıkışması ve boğumlar halinde ifade edilmesiydi. ‘O’ bir kopuş olayı idi. Demek istiyorum ki bu yaşadığım kesin bir andı benim sanatımın oluşmasında.”
Kimselere benzemeyen tarzıyla Türk çağdaş sanat tarihinde özel yeri bulunan Ömer Uluç, vefatından 15 yıl sonra şimdiye kadarki en büyük müze sergisiyle İstanbul Modern’e konuk oluyor. Artaş Holding sponsorluğunda açılan ve 12 Aralık 2025 tarihine kadar görülebilecek ‘Ömer Uluç: Ufuk Çizgisinden Öteye’ başlıklı serginin küratörlüğünü Öykü Özsoy Sağnak ve Nilay Dursun üstleniyor.
Ömer Uluç’un sanat pratiğinde erken dönem örnekleri barındıran 1960’lardan 2010’daki vefatına kadar olan süreçteki üretimlerini bir araya getiren sergi, sanatçının çalışmalarında öne çıkan farklı ifade biçimlerini çeşitli temalar altında ele alıyor. Kâğıt üzerine desen ve çizimden tuval üzerine akriliğe, kolajdan heykele uzanan geniş bir yelpazeye sahip seçkide, Uluç’un kauçuk, keçe, alüminyum, akrilik levha, PVC ve polyester gibi malzemelerle ürettiği yapıtlar da yer buluyor. Sanatçının insanlık, evren ve varoluş arasındaki k a r m a ş ı k ilişkiye dair düşüncelerini aktaran yapıtlar, onun g e l e n e k s e l sınırları aşan yaklaşımını yansıtarak, izleyiciyi zaman ve mekân ötesi bir deneyime davet ediyor. Sergide, Uluç’un 300’ün üzerinde çalışması ziyaretçileri bekliyor.
Ömer Uluç’un yaşamı boyunca görsel sanatlar dışında edebiyat, müzik, sinema ve düşünce tarihi gibi farklı disiplinlere olan ilgisiyle beslediği sonsuz merak duygusunu ve kâşif ruhunu yansıtan serginin kurgusu, onun sıklıkla ele aldığı kavramların yanı sıra yıllar içinde yeniden resmettiği figürlere ya da irdelediği konulara işaret ediyor. Bu kapsamda, Ömer Uluç’un evreninde birbiri içinde varolabilen ve birbirlerine dönüşen insanlar, hayvanlar ve doğaüstü yaratıklar, sınırların geçişken olduğu sergi temalarıyla da öne çıkıyor.
ABD, Meksika, Nijerya, İngiltere, Fransa gibi dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan Ömer Uluç’un karşılaştığı kültürlerden ilhamla ürettiği yapıtlar, sanatçının entelektüel birikimini ve araştırmacı kişiliğini sanatla nasıl bütünleştirdiğini gözler önüne seriyor. Uluç’un deniz ve deniz araçlarına duyduğu hayranlığa yer veren sergi, bir yandan da sanatçının tuvalden dışarı taşan üç boyutlu dünyasını farklı yerleşimlerle ele alıyor. Ömer Uluç’un genetik bilimindeki gelişmelerin izlerini takip ederek insanlık ve varoluşu sorguluyan çalışmaları ise sergi seçkisine dahil olan son dönem desen ve dijital kompozisyonları aracılığıyla sunuluyor. ‘Ömer Uluç: Ufuk Çizgisinden Öteye’ başlıklı sergi 12 Aralık’a kadar İstanbul Modern’de.

BİZİ İZLEYEN YARATIKLAR

Küratörlerden Öykü Özsoy Sağnak: “Biz kronolojik bir sergi yapmak istemedik. Ömer Uluç’un ilgilendiği temalar üzerinden gittik, çünkü o temalara geri dönüyor, başka bir malzemeyle dönüyor.
Ömer Uluç, 1931 doğumlu bir sanatçı. Kendisi aslında mühendislik eğitimi alıyor ama her zaman resme bir tutkusu var. 19 yaşlarında ‘Tavanarası Ressamları’na katılıyor. Dönemin akademik resmine karşı olan bu genç ressamlar soyut resim yapıyor. Savaş sonrası, soyutun zirvede olduğu yıllar. Ömer Uluç o yıllarda hem Amerika’da hem Avrupa’da bulunuyor, iki farklı soyutu da görüp inceliyor ve 1960’ların başında kendi tarzını buluyor. O dönemdeki pek çok sanatçı gibi kendinden yola çıkarak isminin baş harfi ‘O’ üzerine bir dizi desen yapıyor. Bu sıralarda işi gereği Meksika ve Nijerya’ya gidiyor. Özellikle Nijerya’da geçirdiği dört yılda Afrika’nın kültürü, renkleri, ‘Afrika Kraliçeleri’ resimleri ortaya çıkmaya başlıyor. Ömer Uluç imzası dediğimiz o boğumlar, büklümlerle bir anlamda hareket ve enerjiye geçiş yapıyor.
Tuvalin sınırlarını zorlayan bir enerji yüklü resimleri. Resimle heykelin bir arada olduğu çalışmaların ardından aynı enerjiyi yansıtan heykeller dönemi başlıyor. Soyutla başlayıp figüre doğru gidiyor ve soyutla figürü çok yerinde, dengeli şekilde bir araya getiriyor. Her zaman keşfetmeye açık ve yeni malzemeler ortaya koyan bir sanatçı. Gözler çok önemli Ömer Uluç’ta. Mistik bir dünyada doğaüstü yaratıklar, hortlaklar, totemler, hayaletler, farklı kültürlerden yaratıklar hepsi bize bakıyor, bizi izliyor.”

SON GİRİLEN İÇERİKLER