Nacide Berber’in hazırladığı ‘Bir Toplumsal Cinsiyet Muhasebesi’, kadınların Cumhuriyet tarihi boyunca uğradığı durakları anımsatan, hafıza dökümü niteliğindeki bir çalışma.
Bahar Çuhadar/KitapSanat
Her dalga biraz daha ileride başlar. (…) Bugün kadınların kendi tarihine ilişkin bilgimiz çok arttı. Tarihi bilmediğimiz zaman, kendi geçmişimizi bilmediğimiz zaman, hep en baştan baş-
lamak zorunda kalırız. Ama bildiğimiz zaman durum değişiyor. Ve ben Türkiye’de her kesimden kadının bunun biraz daha farkında olduğunu görmeye başlıyorum. Tabii bu konularda insan kehanette bulunamaz. O mümkün değil. Çünkü her zaman distopya ihtimali vardır. Ama ütopya ihtimali de vardır.”
Bir söyleşi okurken gözyaşları ve umutla doldunuz mu hiç? Ben, üstte alıntıladığım; Prof. Dr. Fatmagül Berktay’ın, Nacide Berber’in soruları eşliğinde, kadınların Osmanlı’dan devraldıkları mirasla Cumhuriyet’in 100 senelik tarihinde verdikleri mücadeleyi ve yarattıkları birikimi analiz ettiği söyleşiyi tamamladığımda gözyaşlarımı siliyordum. Söyleşi; feministlerin, cinsiyetçi otoriter rejime karşı, farklı dalgalar halinde sürdürdüğü ‘gökten düşmemiş’ mücadelesine dair, kocaman bir umut yeşertti içimde.
Bahsettiğim söyleşi; feminizm ve kadınların tarihi üzerine hem akademik hem kültürel yayınlarıyla (ciltler, çocuk kitapları, radyo programları) düzenli bir üretim halinde olan Nacide Berber’in editörlüğünde, Tarih Vakfı Yurt Yayınları’ndan çıkan, hafıza dökümü niteliğindeki bir çalışmada yer alıyor: ‘Bir Toplumsal Cinsiyet Muhasebesi’.
Bu ‘muhasebe’; Türkiyeli kadınların, feministlerin ve LGBTİ+’ların 100’den fazla seneye yayılan yolculuğunu farklı boyutlarıyla ele alan, 18 başlıktan oluşan kuvvetli bir soluk. Nacide Berber sözü, toplumun ve tarihin koridorlarında toplumsal cinsiyet bakışıyla
dolaşan isimlere teslim etmiş. Cildin meselelerini sıralayıp, toplamda güçlü bir referans oluşturan bu çalışmaya dair iştahınızı kabartmak isterim:
Açılışı Fatmagül Berktay’ın ‘Toplumsal Cinsiyet Gözüyle Cumhuriyet’in 100 Yılı’ başlıklı mülakatıyla ya- pıyor kitap. Akabinde; Gülhan Balsoy feminist tarih yazımını, Nükhet Sirman (mülakat) Cumhuriyet’in devraldığı ‘aile’ mirasını, Sedef Erkmen ‘annelik’
tartışmalarını, Ferya Saygılıgil kadın emeğinin neoliberal politikalardaki ro-
lünü, Tuba Kancı kadın ve LGBTİ+’ların eril siyasetteki yerini, Reyda Ergun toplumsal cinsiyet ve hukuk ilişkisini, Volkan Yılmaz LGBTİ+’ların hak mücadelesini, İdil Soyseçkin ve Özden Aras Kaya eğitim politikalarındaki cinsiyetçi ve LGBTİ+ düşmanı hattı, Eser Köker toplumsal cinsiyet-medya ilişkisini, Bermal Küçük değişen kadınlık ve erkekliği, Cenk Özbay Cumhuriyet’in ‘erkek sorunu’nu, İlknur Yüksel Kaptaoğlu hane halkı yapısındaki değişimi, Ayşe Gündüz Hoşgör kadınların kırsaldaki hallerini ele alıyor.
Esra Yıldız kültür politikalarına toplumsal cinsiyet perspektifinden bakarken, Duygu Çayıroğlu kadınların, ‘erkeklere ait bir alan’ gibi kabul edilegelen edebiyattaki varoluşlarını anımsatıyor. Aksu Bora, popüler kültür tarihimizin altı kadın karakterine başka bir gözle bakmamızı salık veriyor. İlknur Hacısoftaoğlu ise toplumsal cinsiyet tarihinin izini spor alanında sürüyor.
Cumhuriyet’in 100. yılına dair hazırlanan çalışmalar arasında kıymetli bir yere yerleşen bu cilt; bizi, sadece kadınların ve LGBTİ+’ların yüklü tarihimizdeki, görülmeyen/gösterilmeyen varoluşlarıyla baş başa bırakmıyor.
Önümüzde belireceğine inandığımız güzel ve güneşli günlerde yalnız yürümeyeceğimizi de hissettiriyor. Arkamızda bir asrı aşmış kocaman bir birikim ve kalabalık olduğunu hatırlatıyor. 8 Mart’ın o unutulmaz dövizinde dendiği gibi, “Umutsuzluğa kapıldığımızda hatırlamamız gereken o kalabalığı”…