Gece Mavisi Bir Saatte’de kendisi gibi bir yazarı anlatan Peter Stamm’in farklı ve kendine özgü bir tarzı var. Atmosferi yaratıyor, karakterlerin özelliklerini ortaya koyuyor, yaşadıklarına şahitlik ettiriyor, sonra boşluk bırakıyor. Yargı belirtmeden insan ruhunun çatlaklarına sızıyor.
Efnan Atmaca / KitapSanat
Hayranı olduğumuz sanatçıları, yazarları yakından tanımayı hayal ederiz etmesine de onlara yakınlaşınca neler hissederiz, büyük bir soru işareti. Bazen hayal kırıklığına uğrarız, bazen de hayatımız boyunca izlerini takip edip öğütleriyle yola devam edeceğimiz bir rol model kazanmış oluruz. İsviçreli yazar Peter Stamm, hayata ve insana dair derin gözlemler içeren, duru ve akıcı romanlarıyla tanınıyor. Tıpkı doğduğu coğrafya gibi sakin, saygılı, fırtınaları özünde saklayan kahramanların ılımlı değişimlerini, ölçülü tepkilerini anlatıyor kitaplarında. Gece Mavisi Bir Saatte adlı kitabı, Stamm’in asıl rotasını değiştirmeden yepyeni kahramanları, dertleri ve yüzleştirmeleri sunuyor okura.
Kısa süre önce kaybettiğimiz ustamız Selim İleri, her romanın otobiyografik izler taşıdığını ve yazarın kendine güveni arttıkça bunu daha belirginleştirdiğini söylemişti. Stamm de bu romanda, göz rengi de dahil kendinden izler taşıyan bir roman yazarıyla tanıştırıyor okuru: İsviçre’nin küçük bir köyünde doğup yazdıklarıyla dünyaya seslenen Richard Wechsler. Belgesel yapımcısı Andrea ve sevgilisi Tom’un projesi üzerinden anlatıyor okura Wechsler’i Stamm. Andrea, hayranı olduğu yazar hakkında bir belgesel çekmek istiyor. Onunla bağlantı kuruyor ve bir araya gelip projeye başlıyorlar. Ancak bir süre sonra Wechsler ortadan kayboluyor. Belgesel de iptal oluyor. Andrea’nın onu tanıma sürecinde kendiyle ilgili gerçekleri keşfetmesine tanıklık ediyoruz kitapta.
Stamm’in çok farklı ve kendine özgü bir tarzı var. Atmosferi yaratıyor, karakterlerin özelliklerini ortaya koyuyor, yaşadıklarına şahitlik ettiriyor ve koskocaman bir boşluk bırakıyor. Tespit yapmıyor, yargı belirtmiyor, sadece bir yönetmen gibi sahneleri gösteriyor. Ortaya koyduğu sahneyi doldurmak seyirciye kalıyor. Bir açıdan bakarsanız tamamen demokrat bir yazar.
Acı verici değil, öğretici
Gece Mavisi Bir Saatte’de Wechsler’in geçtiği yollarda yürürken ne belgeselci ne de okur yazar hakkında çok bir şey öğrenemiyor. Onun yaşadıkları hem Andrea’nın hem de okurun kendi hakkında bilmediklerini araştırmasına yol açıyor. Wechsler, projeyi kabul ettiğinde hayatıyla ilgili çok fazla ayrıntı vermekten kaçınıyor. Nasıl yazdığını da ballandıra ballandıra anlatmıyor. Ama şunu biliyoruz ki tüm kitaplarında yaşadıkları ya da yaşamayı hayal ettikleri saklı. Onun bu farklı kişiliği, Andrea’nın merakını daha da kamçılıyor.
İsviçre’de yazarın köklerini ararken eski bir arkadaşı Judith ile tanışıyor. Wechsler’in bir araya getirdiği bu iki kadının hayatı, birbirlerine yakınlaştıkça ikisi için de farklı kapılar açılıyor. Andrea, Wechsler ortadan kaybolduktan sonra hem Tom’u hem de belgeselciliği bırakıyor. Sonradan Wechsler’in hasta olduğunu ve hızla ölüme yaklaştığını öğreniyor. Wechsler, bu süreçte Andrea’yı arayıp onunla hissettiklerini paylaşıyor. Yarım kalan belgeselini çekemeyen Andrea için Wechsler’le paylaştığı bu süreç, acı verici olmaktan öte öğretici geçiyor. Stamm, bu sohbetlerde bile kahramanının kapalı kutuluğunu koruyor. Parmak sallamadan hayata dair fikirlerini ortaya koyuyor. Andrea’ya bu sohbetlerden kalanlar, hayata bakışını değiştiriyor.
Peter Stamm, bu kitapta kimlik ve insanın kendi belirlediği rollerle ilgili gözlemlerine yer veriyor. Roman, bir yazarın portresinden çıkıp bir film yapımcısının ve onun deneyimleriyle birlikte okurların otoportresine dönüşüyor. Stamm, insan ruhunun çatlaklarını ortaya koyuyor. Ve paradoksal bir şekilde o çatlaklara ışık tutuyor. Gerisini de okuyana bırakıyor.